DNA hibridizasyon dinamiği ve termodinamiği: bir Bose- Einstein yoğuşması mı?

DNA hibridizasyon dinamiği ve termodinamiği: bir Bose- Einstein yoğuşması mı?

Alkan Kabakçıoğlu
Koç Üniversitesi, Fizik Bölümü

Özet: DNA erimesi biyofizik alanında istatistiksel fizik araştırmalarına konu olmuş ilk olgulardan biridir. Eşlenik DNA zincirlerinin erime/birleşme faz geçişinin doğası 60’lı yıllardan bu yana tartışılagelmiş bir problemdir ve ancak 2000’li yıllarda tatmin edici bir yanıt bulmuştur. Yakın zamanda bu sistemi uçları rotasyonel olarak sabitlenmiş ve halka/plazmid DNA yapıları için yeniden ele aldık. Bu alanda en çok kabul gören kuramsal model olan Poland-Scheraga modelini genelleştirerek elde ettiğimiz hibridizasyon davranışının uçları serbest DNA’dan nitelik olarak farklı olduğunu gözledik. Sözkonusu faz geçişi klasik Bose-Einstein yoğuşmasına (BEC) matematiksel olarak eşdeğer bir yapı sergilerken, BEC’nin aksine yoğuşma (burada makroskopik bir dehibridizasyon bölgesinin ortaya çıkması) düşük değil yüksek sıcaklık fazına karşılık gelmektedir. Bu bulguları tartıştıktan sonra bir süredir incelemekte olduğumuz saç tokası (hairpin) yapılarında hibridizasyon dinamiği ve dinamik ölçeklenme davranışı üzerine araştırma sonuçlarımızı da paylaşarak DNA/RNA moleküllerinde sarmal yapının sadece termodinamik değil dinamik özellikler açısından da kritik bir bileşen olduğunu göstereceğim.

Yer: MSGSÜ Bomonti Binası, Fizik Bölümü
Tarih: 05 Nisan 2018 Perşembe, 15:00

BAGEP 2018 Sonuçları Açıklandı

FİZİK1Bilim Akademisi tarafından başlatılan ve kamu fonları yerine toplumdan gelen maddi destekle yürütülen Bilim Akademisi Genç Bilim İnsanları Ödül Programı “BAGEP”in 2018 sonuçları açıklandı.

Bölümümüz öğretim üyelerinden Doç Dr. Rıfat Onur Umucalılar, BAGEP 2018 ödülüne layık görülmüştür. Kendisini tebrik eder, başarılarının devamı dileriz.

Ayrıntılı bilgi için lütfen tıklayınız.

 

Diferansiyel Denklemlerde Lie Simetri Cebirleri ve Analitik Çözümler

Diferansiyel Denklemlerde Lie Simetri Cebirleri ve Analitik Çözümler

Cihangir Özemir

İstanbul Teknik Üniversitesi, Matematik Mühendisliği Bölümü

Özet: Diferansiyel denklemlerin çözüm uzayını değişmez bırakan dönüşüm gruplarının elde edilmesi, analitik çözüm yöntemleri oldukça kısıtlı olan doğrusal olmayan denklemlerin analizinde en etkin sistematik araçlardan biridir. Bu dönüşüm grupları ve ilişkili simetri cebirlerinin kullanılmasıyla bir kısmi diferansiyel denklemin değişken sayısının azaltılması ve yeterince zengin bir simetri cebiri varsa adi diferansiyel denklemlere indirgenerek tam çözümlerin bulunması mümkündür. Diferansiyel denklemlerin simetri grupları dikkate alınarak sınıflandırılması ise matematiksel açıdan, genel bir denklem sınıfına ait, belirli simetri cebirlerine sahip denklem ailelerinin belirlenerek ayırt edilmesi imkanını verdiği için ilginç bir problemdir. Elde edilen cebirler, bu ailelerin temsilci denklemlerinin grup-değişmez çözümleri için de yol göstermektedir.

Bu konuşmada iki denklem sınıfı için bahsedilen yaklaşımlar ile elde edilen sonuçlar sunulacaktır. İlk olarak, dört boyutlu Lie cebirine sahip olan değişken katsayılı kübik-kuintik Schrödinger denklemleri için adi diferansiyel denklemlere indirgemeler üzerinde durulacaktır. Sonrasında da, sonsuz boyutlu Lie cebirine sahip Davey-Stewartson denklem sistemi için literatürde mevcut olan sonuçların denklemin değişken katsayılı olarak ele alınması durumunda ne ölçüde geçerli olduğu sorusunun cevabı verilmeye çalışılacaktır.

Yer : MSGSÜ Bomonti Binası, Fizik Bölümü
Tarih : 15 Mart 2018 Perşembe, 15.00

Genel Göreliliği Kuvvetli Kütle Çekimi Alanlarında Modifiye Etmek

Genel göreliliği kuvvetli kütle çekimi alanlarında modifiye etmek

Fethi Mübin Ramazanoğlu
Koç Üniversitesi, Fizik Bölümü

Özet: Bu konuşma alternatif kütle çekimi teorilerinin genel bir özetiyle başlayıp kütle çekimi dalgalarıyla yakından ilişkili bazı spesifik teorilerin incelenmesiyle devam edecek. Mevcut bütün deneyler Einstein’ın genel görelilik teorisiyle uyum içinde, ancak bu testlerin hemen hepsi zayıf kütle çekimi alanlarında gerçekleştirilebiliyor. Kütle çekimi dalgalarının gözlemlenmesi ile artık kuvvetli ve dinamik alanlarda da kütle çekimini inceleyebiliyoruz, ancak dedektörlerin sınırlı hassasiyeti nedeniyle ölçümlerimizin hata payları oldukça yüksek. Bu iki kısıtlama herhangi bir alternatif kütle çekimi teorisi için önemli iki sonuç doğuruyor: bir yandan mevcut deneylerle uyum zorunluluğu teorinin zayıf alanlarda genel görelilikten çok az sapmasını gerektiriyor, öte yandan ise herhangi bir teorinin tamamen kağıt üstünde kalmaktan çıkıp gözlemlerle irtibat kurabilmesi için kuvvetli alanlarda genel görelilikten büyük sapmalar vermesi önemli. Bu iki şartı bir araya getirmek zor gibi görünse de skaler-tensör teorilerin bir alt kümesi olan kendiliğinden skalerleşme (spontaneous scalarization) teorileri bu konudaki teorik başarılarıyla son yıllarda önemli miktarda ilgi gördüler. Bu teorilerde skaler-tensör teorinin skaler alanı, nötron yıldızları civarındaki yüksek kütle çekiminde kendiliğinden büyüyerek genel görelilikten çok büyük sapmalara sebep olmakta. Teori, uzay zamanın geri kalan kısımları için mevcut bütün testlerde genel görelilikle aynı sonuçları vermektedir. Konuşmamın ana kısmında skalerleşme fenomeninin aslında bir çok tensör alan için geçerli olan çok daha genel bir mekanizmanın özel bir durumu olduğunu göstereceğim. Bu mekanizma kendiliğinden skalerleşmeye göre çok daha genel bir alternatif kütle çekimi teorisi ailesinin, kendiliğinden tensörleşmenin, varlığını göstermesinin yanında Horndeski teorileri, kütleli kütle çekimi (massive gravity) ve kozmoloji alanlarına da bağlantılar sunmaktadır.

Yer : MSGSÜ Bomonti Binası, Fizik Bölümü
Tarih : 01 Mart 2018 Perşembe, 15:00